🎉 Süleymancı Kadınların Başörtüsü Neden Öyle
wXNwH. Başörtülü kadınlar Müslüman kimliğinin en belirgin ve açık taşıyıcıları. İslam ve Müslümanlara dair ön yargıların yoğun olduğu ülke ve dönemlerde bu kimliğe karşı duyulan nefret kendisini tam da başörtülü kadınlar üzerinden dışa vuruyor. Başörtülü kadınların “görünür bir İslam’ı” temsil etmesi genelde yasaklar ve saldırılarla anılırken bu görünürlüğün olumlu anlamda kullanıldığı yerler de var. Alman Demiryolları “Hoşgörü Zamanı” Başörtülü kadınların görünürlüğünü olumlu bir bağlamda kullanan örneklerden ilki Alman Demiryolları. DB-Alm. “Deutsche Bahn”. Avrupa’nın en büyük demiryolu ağına sahip olan ve 2016 yılında milyar yolcu taşıyan DB, 2017 mart ayında “Hoşgörü Zamanı” isimli bir reklam spotu yayınladı. Reklam, bir trende oturan genç bir erkeğin, karşısındaki başörtülü kız hakkında aklından geçenlerin dış ses olarak duyulmasıyla başlıyordu. Karşısındaki koltukta oturan kadının neden başörtüsü taktığını sorgulayan adam, “Niye başörtüsü takıyor? Takmak zorunda mı? Kendi isteğiyle mi takıyor? Yoksa ailesi ya da kocası mı istiyor? Gerçi o kadar da yaşlı değil.” diye düşündükten sonra kızın elindeki kitaba bir göz atarak, “Ne okuyor ki acaba? Kur’an herhalde, başka ne olacak ki?” diyor. Ardından yarınki anatomi sınavı için çalışmaya devam eden genç, yüksek sesle “nucleus preopticus”un nerede olduğunu soruyor. Karşısındaki başörtülü kız ise, “Hipatalamus’ta” diye cevap veriyor ve elindeki anatomi kitabını önündeki masaya koyuyor. fazla paylaşılan, beğeni alan reklam, kişinin ön yargıyla yaklaştığı insanlarla arasında aslında zannettiğinden daha fazla ortak nokta olabileceğini göstermesi açısından etkileyici. Söz konusu reklam hakkında Perspektif’e konuşan DB Pazarlama İletişimi Müdürü Markus Fälsch, “Amacımız hem eğlendirici hem de şaşırtıcı bir yolla ön yargılar hakkında düşünmeye teşvik etmekti.” diyor. Fälsch’e göre reklamlar aracılığıyla “duruş” sergilemek mümkün. “Duruş”la kastettiği şey, DB’nin büyük önem verdiği kültürel çeşitlilik “Sadece Almanya’da 100’den fazla ülkeden çalışanımız var. Tüm dünyadan seyahate çıkan kişileri trenlerimizde misafir ediyoruz. Farklı kültürler ve yaşam tarzları arasında açık bir iletişim bizim için doğal bir durum. Saygı, hoşgörü ve dayanışma bizim için vazgeçilmez değerler.” Fälsch bu motivasyonla Alman toplumunda farklı çağrışımlar uyandıran bir örnek aradıklarını, daha fazla hoşgörü ve açık görüşlülüğü savunmak amacıyla genç bir Müslüman kadını yansıtmakta karar kıldıklarını anlatıyor. Reklam şimdiye dek oldukça fazla sayıda olumlu tepki almış. Öte yandan internet etiğine uymayan ve silmek zorunda kaldıkları yorumlar da olmuş. Ama sosyal medyada reklama dair yürütülen tartışmanın -saygı çerçevesinde kaldığı müddetçe- tam da istedikleri şey olduğunu ekliyor. Birçok işyerinin başörtülü kadınları istihdam etmek istemediğini göz önüne alarak DB’nin başörtülü birini firma çalışanı olarak lanse edip etmeyeceğini sorduğumuzda ise Fälsch, “DB’nin açık bir dünya politikasını ve hoşgörüyü desteklediğini her şekilde vurgulamaya hazır olduğunu” söylüyor. Eltern Dergisi “Müslüman, Başörtülü, Anne” Almanya’da Müslüman kadının görünürlüğüyle ilgili bir diğer örnek de ailelere yönelik yayın yapan Eltern dergisindendi. Eltern dergisi 2016’nın şubat ayında 50. yılını 5 farklı kapak çıkartarak kutladı. Kapaklardan birinde başörtülü bir kadın, kucağında ise bir yaşlarındaki kızı vardı. Kapağın yanında “Neden her anne kendi çocuğu için en iyisidir” yazıyordu. Başörtülü kadının dinî kimliği, başörtüsü, etnik kökeni konu edilmiyor, sadece “anne” olması ön plana çıkıyordu. Kapaktaki başörtülü kadın, Berlin’de öğrenim gören ve kütüphaneci olarak çalışan bir Eltern okuyucusuydu. Derginin Genel Yayın Yönetmeni Marie-Luise Lewicki, “anne olma hâli”nin derginin kurulmasından beri oldukça çeşitlendiğini söylüyor, bu nedenle 5 farklı anne ile bu çeşitliliğe atıfta bulunduğunu belirtiyordu. Dergi kapağının aşırı sağcı bir internet platformunda yayımlanması üzerine redaksiyon tehdit mektupları ve telefonlarla karşı karşıya kaldı. “Sizin gibi haşaratlar yok edilmeli” gibi cümlelerin yer aldığı, redaksiyon çalışanlarının “gaz odaları” ile tehdit edildiği günlerde dergi ofisini arayıp dakikalarca yüksek sesle Arapça müzik dinletenler de vardı. Lewicki’ye göre esas korkunç olan gelen epostaların birçoğunun orta sınıf mensubu insanlar tarafından yazılmış olması ve nefret mesajlarını iletenlerin isim ve adreslerini belirtmekten çekinmemeleriydi. Focus’un Eltern kapağı ile ilgili haberinin altında yapılan okuyucu yorumları, derginin karşılaştığı atmosferi anlayabilmek açısından ufak bir kesit sunuyor. Örneğin bir okuyucu “Yavaş yavaş gelecekte ne yaşayacağımıza hazırlanıyoruz.” diyerek Almanya’nın “İslamlaşması”na karşı uyarıda bulunurken başka birisi başörtüsü ile ilgili şu yorumda bulunuyordu “Baba ya da abinin ne yapacağımı belirlediği bir kültürden geliyorsam, kimse bana başörtüsünü kendi isteğimle taşıdığımı söyleyemez.” Diğer bir okuyucu üzerinde başörtülü bir kadının yer aldığı bu kapağın “özgürleşmiş her kadının suratına atılmış bir yumruk“ olduğunu yazıyor, bir diğeri bu kapakla başörtüsüne alışmak zorunda olduğu hissine kapıldığını belirtiyordu. Yorumlar arasında “bütün yabancıların” Almanya’yı terk etmesini isteyenler, kapağı “Müslüman kadınlara yapılan baskının alenen desteklenmesi” olarak yorumlayanlar ve başörtüsünün bir baskı sembolü olduğunu söyleyip redaksiyonun tehdit edilmesini “haklı” görenler de vardı. Birisi ise, “AfD iktidara geldiğinde örtünme yasağının geleceğini” yazıyordu. Eltern Genel Yayın Yönetmeni Lewicki, kendisine gelen epostalardan bazılarını yanıtlamış ve bazılarına, 1933 yılındaki gibi bir hava estirdikleri için utanıp utanmadıklarını sormuş. Lewicki, tepkilerin hemen ardından dergide çeşitliliğe vurgu yapacaklarını da belirtmişti. Eltern dergisi örneğinde Müslüman kadınları toplum içerisinde kendi dinî kimliğini taşıyan “tabii” unsurlar olarak göstermenin hayli zor olduğunu söyleyebiliriz. Başörtülü bir kadını bu toplumda sıradan bir insan, çocuğunun geleceği için kaygılanan bir anne ya da trende yarınki sınavına hazırlanan bir tıp öğrencisi olarak göstermek, yabancı düşmanlarının tehditleri ve boykot çağrıları ile karşılaşmak anlamına gelebiliyor. Olumlu Örneklere Sarılmak Başörtüsünün yasaklanması gereken, devletin tarafsızlığını, kadının bağımsızlığını ya da toplumun huzurunu “tehdit eden” bir şey olarak görüldüğü bir bağlamda Eltern ve DB’nin attığı adımlar oldukça önemli. Bu iki olumlu örneğin çoğaltılması, Müslüman kadınların toplum içerisinde –siyasi tartışmalarda belirtildiğinin tam tersine- sıradan insanlar olarak görülmesi için de kilit bir konuma sahip. Başörtülü kadınlara yönelik saldırıları tartışırken üzerinde uzlaşılması gereken ilk kabul, onların toplumsal hayatta tabii olarak görülmeleri gerekliliğinde düğümleniyor. Bu tabiilik, ancak Müslüman kadınların yalnızca başörtüsüne değil, onların toplum için yaptıklarına ve durdukları yere odaklanmasıyla gerçekleşebilir. Bunun için iletişim taraflarının, muhataplarının başörtülü olup olmadığını fark bile etmedikleri bir iletişim düzleminin tesisi şart.
I'm gonna get butchered for this but after watching and reading some stuff about this ban, this really was fucking açıklamak için Türkçe olarak devam çoğu müslüman, müslüman kadınlar başörtüsü takmak zorunda dinlerine göre sürekli belki yatmadan önce serbest tam olarak ben de bilmiyorum, sen de diyorsun ki devlette çalışırken çıkaracaksı bi kaç nedeni var bunun anlıyorum. Dini bir simge olarak sosyal örgütleşme aykırı bir olay, devlet olduğu için tarafsız olmak zorunda, normalde çalışanların sakallı falan takım elbise zorunlu vesaire kadınlarda kılık kıyafet zorunluluğunu tam olarka bilmiyorum.Şimdi bi de onların tarafından bakalım. Devletin bi' yasası var. Yani davalar, hukuklar gibi sağa sola kayamıyor. Fakat müslümanların içinde ayrı sosyal gruplar var, başörtüsü takma nedenleri için. Aile zorunluluğu bunlardan biri. Bundan daha trajik bir şey var ama. Senin nüfus cüzdanında dininin ne olduğu yazıyor. Sen devlet olarak başörtüsünü yasaklıyorsun devlet kurumlarında nüfus cüzdanında din islam yazıyor. Niye? Öyle nedir abi bu kadar çıkışma. Ne oldu şimdi serbest oldu da o kadar yasakladın? Hiç yasaklama olmasaydı o zamanlar hem bu kadar birikmeyecekti hem de tahmin ettikleri şeyler olmayacaktı. İleri görüşlü bir adam çıkmadı da bugünleri görmedi. Yasaklar hiçbir zaman iyi şeyler getirmedi. En büyük örneği şu anda Amerika'da oluyor. Gay hakları, marijuana kullanma hakkı, silah kullanma hakkı tamam buna ben de katılmıyorum o ayrı, gerçi bizde de var ama bu kadar serbest değil sıra ona da gelir umarım olarak ben ateist değilim deistim. Siyasal simge olarak başörtüden ben de tiksiniyorum ama adamdan daha adam olan müslüman erkeklerle, insandan daha insan olan müslüman kadınlarla tanıştım. AKP'lilerin CHP genellemesi gibi olmayın. Biraz açık fikirli Be open-minded. Don't hate something because it represents the majority. It's fucking 2017. A time where black people massacred in US now gay people are getting married. Both sides should be respectful to each other. Stupid people are stupid no matter what side they are from /u/ibsumtamam ama bu bir ozgurluk. Birak mini etek giymek isteyen giysin, basini kapatmak isteyen kapatsin. Ingiltere'de boyle. Ve hicte bi problem gormedim yarin gelse, butun okullari imam hatip yapip, butun cocuklari o okullara zorlarsa nasil olur? Senin ozgurluklerin elinden alininca ne olacak?sonedit hiç yasaklama olmasaydı demek biraz safça ve mağdur edebiyatı olmuş. Fakat yasağın hukuktan çok sosyal alana yansıdığı çok açık. En azından üzerinde düzenleme yapılabilirdi. Direkt yasak konulması kimsenin işine yaramadığı görüldüğü gibi.
Sibel ARNA Fotoğraflar Fatih YALÇINOluşturulma Tarihi Mayıs 05, 2007 0000Vücudu sımsıkı saran baştan çıkarıcı kıyafetler tasarladığı için ona "stretch’in kralı" diyorlar. Siyah deri, eldiven, mini elbise ve fermuar Azzedine Alaia’nın olmazsa Ross, Tina Turner, Raquel Welch, Madonna, Brigitte Nielsen, Naomi Campbell ve Stephanie Seymour gibi ünlü isimler Alaia’dan asla vazgeçmiyor. Victoria Beckham’ın geçtiğimiz sene 14 milyon dolara aldığı elbise hálá konuşuluyor. "Tasarladığım kıyafetler vücuda saygı duymalı" diyen tasarımcı, geçtiğimiz hafta gezmek, dinlenmek, esinlenmek için İstanbul’daydı. Biz de tatilinden bir iki saati çaldık, Hürriyet’e özel konuştu. Ê1940 yılına, Tunus’a geri dönersek, nasıl bir evde dünyaya geldiniz? - Ailem çiftçiydi. Buğday yetiştirirlerdi. Annem ve babam sürekli tarlada olduğu için beni anneannem ve dedem büyüttü. Liberal bir aileydi bizimki. Din ve eğitim özgürlüğü vardı. Yaşlı anneannem dışında hiçbir kadın başını örtmezdi. Bir çiftçi çocuğu nasıl olur da dünyaca ünlü bir modacı olur? - Önce Madam Pino kim? - Ebem. Beni o doğurtmuş. Sonra da ilgilenmeye devam etmiş. Tatillerimi Madam Pino’nun yanında geçirirdim. Bana resim kitapları alırdı. Moda dergilerine bakmama izin verirdi. Beni sinemaya, Amerikan filmlerine götürürdü. Kısacası ben çok farklı kültürlerin aynı potada eridiği bir ortamda büyüdüm. Hiçbir kültüre ait olma duygusu taşımıyorum. Müslümanların, Katoliklerin ve Musevilerin olduğu bir ortamda büyüdüm. Camiye de giderdim, Madam Pino’yla pazar ayinlerine de. Dolayısıyla kültür, ırk ve din açısından hiçbir ayırım gözetmem. Tasarım ile nasıl tanıştınız? - Kız kardeşim sayesinde. Onun gittiği okulda tasarım dersi vardı. Kendisi bu dersten nefret ettiği için bütün ödevlerini ben yapardım. Nasıl zevk alırdım, size anlatamam. Paris’te Ecole des Beaux-Arts’da heykel eğitimi almışsınız. Bu bilinçli bir tercih miydi? Yoksa bir kaza kurbanı mısınız? - Tamamen kaza. Ben tabii ki modacı olmak istiyordum. Ancak Madam Pino heykel okumam için baskı yaptı. "Seni dünyaya ben getirdim, üzerinde hak sahibiyim" dedi ve 15 yaşındayken beni alıp, Güzel Sanatlar Fakültesi’ne soktu. Madam Pino sayesinde heykeltıraş oldum, başka iki kadın sayesinde de moda tasarımı alanında geliştim. Başka iki kadın mı? Onlar kim? - Güzel Sanatlar Fakültesi’nin yakınlarında Tunuslu bir aileye ait görkemli bir malikane vardı. Saraya benziyordu. Okula gelip giderken sürekli önünden geçerdim. Bir gün iki genç kadın beni içeri davet etti. Ne yaptığımı sordular. Heykel eğitimi aldığımı söyledim. O dönemde Hıristiyan olmayanların Güzel Sanatlar Fakültesi’ne gitmesi pek mümkün değildi. Bu durum onlara enteresan geldi. Benimle ilgilenmeye devam ettiler. Tatillerimi onların yanında geçirmeye başladım. Modaya olan ilgimi fark ettiklerinde beni bir terzinin yanına soktular. Bu terzi Dior’un modellerini kopyalayıp Tunus’taki burjuvazi için dikiyordu. Siz nasıl bir çocuktunuz ki bütün kadınlar size şefkat besleyip, yol gösteriyordu? - Şeytan tüyüm vardı. Dikkat edin, hálá vardır! ÊKariyerinizde üç önemli modaevinin izleri var. Dior, Guy Laroche ve Thierry Mugler. Ama Dior’la sadece beş gün çalışabilmişsiniz. Neden? - O dönem Fransa için biraz hassastı. Cezayir Savaşı’nın sonlarına yaklaşılıyordu, Kuzey Afrikalılara pek de sıcak bakılmıyordu. Dior da benimle çalışmak istemedi. Bunu hiç sorun etmedim. Hemen ardından Paris’te başka dostluklar kurdum. Sizin başarınızın altında bu dostluk kurabilme beceriniz yatıyor diyebilir miyiz? - Kesinlikle. Ben tabiatım itibariyle çok meraklı bir kişiliğe sahibim. İnsanlara ve hayvanlara karşı çok sevgi doluyum. Hiç ayrım yapmıyorum. Her sabah uyandığımda acaba bugün kiminle karşılaşacağım, neler öğreneceğim diyorum. Kendimi bu anlamda hep çırak olarak görüyorum. Ne oldu da siz tanındınız? - Paris’ten sonra Amerika pazarına girdim. New York ve Los Angeles’ta kıyafetlerim çok beğenildi. Moda dergilerinde de çıkmaya başlayınca patladı. "Bir kadın tıpkı bir aktris gibi her zaman sahnededir." Bu sizin cümleniz. Siz daima hayalinizdeki aynı kadın için mi tasarım yapıyorsunuz? - Hayır tek bir kadın yok. Devamlı değişen kadınlar var. Ben tasarım yaparken anı, zamanı ve kuşakları takip ediyorum. Çünkü sürekli değişim halindeler. Sizin için strech’in kralı diyorlar. Bu kumaşı kullanmanızın, kadın vücuduna vurgu yapmanızın nedeni nedir? - Çünkü ben aslında heykeltıraşım. Bir manken üzerinde çalışırken bile heykel yapar gibi çalışırım. İnsan vücudunun kaslarını çok iyi biliyorum. Kollar, bacaklar, popo, omurilik... Vurgulamamak elimde değil. Güzel bir vücuda sahip olan kadınlar benim elbiselerimle daha kışkırtıcı oluyorlar. Birçoğu sayemde eş buluyor. Seksi görünmek için seksi kıyafet giymek şart mıdır? - Hayır. Bence kıyafetle seksiliğin bir ilgisi yok. Eğer bir kadın seksiyse çuval giyerek de öyle gözükür. Seksilik duruştur, bakıştır, haldir, tavırdır. Kıyafet olsa olsa yardımcıdır. Sizin kıyafetleriniz için önce seksi diyebilir miyiz? - Hayır. Ben kadınların değerini öne çıkaran tasarımlar yapıyorum. Önce rahatlık Alaia şimdilerde Barneys New York’ta Proenza, Balenciaga ve Dolce&Gabbana ile yan yana yer alıyor. Türkiye’de ise bir tek Harvey Nichols’ta KALKTI 19 NEYSE 55 DE OModada yaş diye bir şey kalmadı. 19 neyse 55 de o. Moda gençleşti. Sınırlar kalktı. Bir tek örtünme farklılığı var. Kadınlar yaşlandıkça daha çok örtünüyorlar. Bu sebeple gençlerle karşılaştığımda ilk söylediğim şey "açın" oluyor. Eteğinizin boyunu kısaltın, kollarınızı kestirin, dekoltenizi açığa çıkartın. Çünkü bir daha bu fırsat elinize geçmeyebilir. 80 yaşına geldiğinizde incecik bile olsanız deriniz DİZ ÇÖKMEMELİAzzedine Alaia ünlü gençlik filmi Clueless sayesinde ününe ün kattı. Alicia Silverstone’un başrolünü oynadığı film, 1990’lı yılların sonunda çekilmişti. Silverstone’un canlandırdığı karakter, üzerine silah doğrultulmuşken, Alaia’nın vücudu saran kıyafetlerinden birini giydiği için diz çökmeyi protesto ediyordu. Tasarımcı bu konu hakkında şunu söylüyor "O film benim için çok önemlidir. Bence kadınlar hiçbir şartta diz çökmemeliler. O erkeklerin görevi."ONUN TERCİHİ GELENEKSEL ÇİN ELBİSESİAzzedine Alaia tasarımcıların birçoğu gibi giyinmekten sıkılmış. Üzerindeki siyah, geleneksel Çin kıyafetinden dolabında tam 400 tane varmış. "15 yaşından beri bunları giyiniyorum. Köpeklerim üzerime saldırıp istedikleri gibi kirletebiliyorlar. Başka kıyafet giyecek olsam ayakkabı, gömlek, kemer, kravat düşünmek zorunda kalırım. Devlet başkanını da görecek olsam, alışverişe de gidecek olsam aynıyım. Takım elbise giysem palyaçoya benzerim."
Fatma Barbarosoğlu/Yeni Şafak Bizim kuşağın yazarları sadece başörtüsü üzerine yazılar yazan yazar olarak anılmaktan daima endişe duydu. Yazdığımız pek çok şey, daima başımızdaki örtünün ya da başörtüsü üzerine yazdıklarımızın gölgesinde kaldı. Edebiyat eleştirmenleri, sosyologlar ortaya çıkardığımız hiçbir eseri sadece 'kendisi' olarak analiz etmeyi göze alamadı. 'Biz' daima edebi kamunun içinde kerhen açılmış başörtülü yazarlar alt kümesinde tutmak için azami gayret sarf ettiler. Yazarlar, alt küme kadın yazarlar, onun da alt kümesi başörtülü kadın yazarlar. Ne yazık ki ünlü İspanyol düşünür Ortega'nın 'Ben kendimin ve muhitimin toplamından ibaretim" sözü benim kuşağım için ziyadesiyle başörtüsü toplamından ibaret kaldı. İnşallah 2015 yılından itibaren başörtüsü hakkında tek yazı yazmak zorunda kalmayacağımız ,dündeki kendimizi geçmek üzere enerji biriktirdiğimiz, tefekkür ettiğimiz, analiz ve eleştiride bulunduğumuz yılların içine gireriz. Başörtüsü özgür oldu diye sevinenler var. Sevinçleri daim olsun. Onca erteleme ve engelden sonra, şimdi sevincimin yolunu kesen şey, başörtüsünün temsil ettiği değerlerin baĞzı başörtülüler için kapitalizm ile uyumsuzluğunun artık söz konusu olmadığı/olamayacağı. Bu satırların okuyucusu olup da bunu çok olumlu bulunlar var mı? Bunu olumlu bulanlarla anlaşabilmemiz mümkün değil. O vakit mesafemizi kavi tutalım . Yazdıklarıma serin duranlardan da haberdarım. Her vesile ile, sizi okumuyorum diye mesaj gönderiyorlar.Belli ki birileri ıslarla tavsiye ediyor onlar da çareyi bana sosyal medyadan sizi okumuyorum asla okumayacağım diye mesaj yazmada buluyor. Bendenizi okumamalarında bir sorun yok. Sorun şu ki 'ŞIK 'olmayan hiçbir şeyi okumuyorlar.Okudukları bol resimli kadın dergileri...İnstegram sayfaları. Bu profili görüş alanımızdan çıkaralım. Mümkün değil ama sanki mümkünmüş gibi çıkaralım. Görüş alanımızda 12 yaşındaki kız çocuğu başını örtünce onun dini bütün bir mümine olacağını hayal eden ebeveynler kalsın. Ne demek istediğimi anlatmak için bir kaç yıl geriye gideceğim. Çocuklarımızın altıncı sınıf öğrencisi olduğu yıl, bir kaç veli kızlarının kapandığından heyecanla bahsederek, benim kızımın ne zaman kapanacağını satır arası cümlelerle sorguladı. Öyle ya benim kızımın herkesten önce başını örterek örnek olması gerekiyordu. Hayır !!! Çocuklar sadece çocuk, gençler sadece gençtir. Kendi çocukluğumuzu, kendi gençliğimizi unutarak didaktik cümlelerle örülü terbiye anlayışı ile çocuklarımıza hitap ettiğimizde, onlara verdiğimiz hasarı başka kimsenin vermesine imkan olmadığını hep aklımızda tutalım. Kızıma başını örtmesini asla söylemedim. Fakat o arkadaşlarından ve onların annelerinden etkilenerek nasıl bir kızım olmasını istediğime dair sorular sordu. Efendimiz'in adı anılınca gözünden yaş gelen dedim de başka da bir şey demedim. Sen başını nasıl örttün dedi. Örtümü başımda ateş gibi değil gül gibi taşıyacağımdan emin olunca dedim de, başka bir şey demedim. Bu soruların neden sorulduğunu, sonra neler olabileceğini az çok kestirebiliyordum. Beklediğim gibi oldu. Velilerin benimle konuşmasından sadece bir kaç hafta sonra kızım başını örtmek istediğini söyledi. Bu habere sevineceğimi zannediyordu büyük ihtimal. Başını örtmesine izin vermeyeceğimi söyleyince küçük çapta bir şok yaşadı. Başını örtemeden önce vücut dilinin tesettüre bürünmesi gerektiğini anlattım. Başı açık olduğu halde vücut dili tesettürü içselleştirmiş kişileri değişik vesilelerle dikkatine sundum ve namaz konusunda titizlik kazanıncaya kadar başını örtmesine izin vermeyeceğimi söyledim. Namazın farz olmadığı yaştaydı. Kıldığı namaz ailenin bütün fertleri için sevinç kaynağı idi. Sabah namazı için en erken kalkandı. Ev ahalisini namazınızı kıldınız mı diye sorgulayandı. Onun bu halleri hepimizin ortak heyecanı idi ne ki bunu ona hiç hissettirmedik. Takdir bazen ağır bir yüktür ve kişiye büyük zararı dokunur. Efendimizin kişiyi yüzüne karşı methetmeyin hadisi şerifini daima zihnimde tutmaya çalıştım. İki yıl boyunca anne sence başımı örtmeyi hak ediyor muyum diye endişe içine sordu durdu. Evet cevabını vermedim. Bu sorunun cevabını kendi içinde bulacağını söyledim. Buldu mu? Bilmiyorum. Bildiğim sonunda Anne eğer başımı örtmeme izin vermezsen şeytanın beni avlayacağından, başımı üniversiteyi bitirince örtersin diye beni kandıracağından korkuyorum dedi. Hiçbir şey söylemedim. Çarşıya gittim başıma ne örteceğim tedirginliğini yaşamasın diye ona renk renk başörtüler aldım. Ertesi günü yolculuğa çıkacaktık. Kendi bavuluma onun için aldığım başörtüleri de koydum. Seyahat esnasında başını örttü. Hiçbir törensel renk katmadık. Başını örtmesine haber değeri yüklemedik. O kadar ki, seyahat dönüşü bizi karşılamaya gelen eşim kızımızı otobüsten inerken tanıyamadı. Fevkalade olan başını örtmek değil. Fevkalade olan her dem yeniden doğarız bizden kim usanası diyen Yunus Emre gibi imanımızı tazeleyerek ama her tazeleyişte kavileştirerek yaşayabilmek. Kişisel tarihimin en önemli sahnelerinden birini sizlerle paylaşmayı neden göze alabildiğime gelince... Kızımın 13 yaşında başını örten arkadaşlarının pek çoğu 14 yaşında makyaj yapmaya başladılar, tesettürlü olmayı sadece başını örtmek gibi algıladılar. Aileler kızlarının başını örtmesiyle birlikte hem muhitlerinin baskısından kurtulduklarını düşündüler hem de 90 cm'lik kumaş parçasının her türlü ontolojik sorunu halledeceğine inandılar. Lütfen unutmayalım; yasalar, yasakları belirler ya da yasakları ortadan kaldırır. Ama teşvik bahsi bireylere bağlıdır. Her çocuğun mizacı, meşrebi farklıdır. Çocuğunuzun duruşunu yasa değil kendi iç zenginliği belirlesin. Başörtüsü bir kabuktur. Her öz, her daim kavi bir kabuğu kaldırmaz. Bazen kabuk, muhtevanın çürümesine bile neden olabilir.
süleymancı kadınların başörtüsü neden öyle